-
BIST 100
15873,27%-1,56
-
DOLAR
44,34% 0,02
-
EURO
51,22% -0,11
-
GRAM ALTIN
6245,63% -2,76
-
Ç. ALTIN
10614,40% -3,08
Öğretmenler Arası Görünmeyen Çatışma
Eğitim sistemlerinde yaşanan krizler çoğu zaman ölçme-değerlendirme sonuçları, müfredat değişiklikleri ya da sınav politikaları üzerinden tartışılır.
Oysa saha çalışmaları, akademik yayınlar ve kurumsal gözlemler göstermektedir ki; eğitimin niteliğini etkileyen asıl unsurlardan biri, öğretmenler arası ilişki biçimleridir. Bu ilişki biçimleri ise yalnızca bireysel karakter özellikleriyle değil; toplumsal cinsiyet rolleri, kurumsal yapı ve mesleki statü dinamikleriyle şekillenmektedir.
Kadın Öğretmenler Arasındaki Rekabeti Ne Üretiyor?
Kadın öğretmenler arasında daha görünür hâle gelen rekabet ve çekememezlik olgusu, sıklıkla bireysel niyetlere ya da “kişisel sorunlara” indirgenmektedir.
Oysa bu yaklaşım, meseleyi yüzeyde bırakır.
Alman sosyolog Ulrich Beck, modern kurumlarda bireylerin sürekli olarak “kendini kanıtlama zorunluluğu” altında yaşadığını belirtir.
Eğitim kurumlarında kadın öğretmenler, bu zorunluluğu çoğu zaman erkek meslektaşlarına kıyasla daha yoğun deneyimler.
Kadın öğretmen, yalnızca iyi bir eğitimci olmakla değil; aynı zamanda “yeterince disiplinli”, “fazla iddialı olmayan”, “uyumlu” ve “sorunsuz” olmakla da ölçülür. Bu çoklu beklenti alanı, kadınlar arasında örtük bir rekabet üretir. Rekabet, pedagojik üretim üzerinden değil; görünürlük, takdir ve konum üzerinden şekillenir.
Pierre Bourdieu, kurum içi ilişkileri “alan” ve “sembolik sermaye” kavramlarıyla açıklar. Eğitim kurumları da kendi iç hiyerarşileri olan alanlardır. Bu alanda bireyler; bilgi, deneyim ve üretim kadar; tanınma ve meşruiyet için de mücadele ederler. Kadın öğretmenler, çoğu zaman bu sembolik sermayeye erişimde dolaylı engellerle karşılaşır.
Bu engeller, açık ayrımcılık biçiminde değil; daha çok görmezden gelinme, değersizleştirme ya da başarıyı kişiselleştirme şeklinde ortaya çıkar. Sonuçta başarı, kurumsal bir kazanım olmaktan çıkar; bireysel bir tehdit gibi algılanır. Bu algı, kadın öğretmenler arasında dayanışma yerine mesafeyi, paylaşım yerine sessizliği besler.
Zygmunt Bauman, modern kurumlarda ilişkilerin giderek akışkanlaştığını ve kalıcı bağların zayıfladığını vurgular.
Eğitim kurumlarında da benzer bir çözülme gözlemlenmektedir. Açık geri bildirim mekanizmalarının yokluğu, liyakat temelli değerlendirme sistemlerinin zayıflığı ve yönetsel belirsizlikler; bireysel egonun denetimsiz biçimde büyümesine zemin hazırlar.
Bu bağlamda kadın öğretmenler arasındaki çekememezlik, kişisel bir kusurdan çok; yapısal bir boşluğun sonucu olarak okunmalıdır. Kurum, dayanışmayı teşvik etmediğinde; rekabet kendiliğinden oluşur. Ve bu rekabet, pedagojik kaliteyi değil; duygusal tükenmişliği artırır.
Eğitimde Bedeli Kim Ödüyor?
Bu sürecin en görünmeyen ama en ağır bedelini öğrenciler öder. Gergin öğretmen ilişkileri, sınıf ortamına dolaylı olarak yansır. İş birliği kültürünün zayıf olduğu okullarda; yenilikçi pedagojik yaklaşımlar gelişmez, öğretmenler birbirinden öğrenmez, okul bir öğrenme topluluğu olmaktan çıkar.
Sonuç Yerine
Kadın öğretmenler arasındaki rekabeti ahlaki ya da kişisel düzeyde tartışmak, sorunu çözmez; aksine görünmez kılar. Asıl mesele, eğitim kurumlarının toplumsal cinsiyet duyarlı, şeffaf ve liyakat temelli bir ilişki iklimi oluşturup oluşturamadığıdır.
Ego, boşlukta büyür; dayanışma ise adaletli bir sistemde filizlenir.
Eğitim, bireysel egoların değil; kolektif aklın ürünüdür. Ve hiçbir eğitim sistemi, kendi taşıyıcılarını birbirine rakip hâle getirerek güçlenemez.
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
DİP NOT :
Bu yazı, Pierre Bourdieu, Ulrich Beck ve Zygmunt Bauman’ın modern kurumlar, toplumsal cinsiyet ve sembolik iktidar üzerine geliştirdikleri sosyolojik kuramlardan yararlanılarak hazırlanmıştır.
KAYNAKÇALAR :
Bourdieu, P. (1977). Outline of a theory of practice. Cambridge University Press.
Bourdieu, P., & Passeron, J. C. (1990). Reproduction in education, society and culture (2nd ed.). Sage Publications.
Bourdieu, P. (2001). Masculine domination. Stanford University Press.
Beck, U. (1992). Risk society: Towards a new modernity. Sage Publications.
Beck, U., & Beck-Gernsheim, E. (2002). Individualization: Institutionalized individualism and its social and political consequences. Sage Publications.
Bauman, Z. (2000). Liquid modernity. Polity Press.
SSK Kanser İlaçlarının Bedelini Ödüyor
“Milli Ülkü, Güçlü Gelecek”
Türk petrol gemisi vuruldu!
Gençler Tarihle Buluştu
Tarihe Karşı İşlenen Açık Bir Suç!
‘Yılın Doktoru’ Seçimine Sert Çıkış: “Hangi Kriterle Seçildi?”
NARLIDERE’DE YOĞUN İLGİ GÖREN SEMİNER YENİDEN YAPILIYOR
Muhsin Yazıcıoğlu Kabri Başında Anıldı
Bu Savaşın Sebepleri
“ANKARA’DA BAYRAM, MERHEMDİR”
İnsanlık Yeni Bir Bayram Hikâyesi Yazamaz mı?
BTP Fatih İlçe Teşkilatı’ndan İftar
Dünya Bu Zaferi Hatırlasın
Bu Besinler Vücudu Gençleştiriyor
"İRAN, 50 KUZEY KORE EDER"
Bitter Çikolata Ömrü Uzatıyor-mu?
Emekliler Dikkat
İNSANLIK HAKİKATEN ÖLMÜŞ MÜ?
PANCAR İLE İLGİLİ ÖNEMLİ HUSUSLAR
Yarın 18 Mart…
Akıbetimiz Bayram Olsun
Yankısız Bir Çağda Yaşamak
Tükenmiş Kadın Sendromu
İyilik Devrimi İzmir'de Başladı
İZMİR SANCAKKALE
Aşk ve Hayatta Kalma Sanatı
EGAL’den Geleceğe Mesaj:
Neden Leylek
"Kazan–Kazan” mı Dediniz?
İYİLİK İYİDİR
Yükleniyor




