-
BIST 100
16088,00%-1,23
-
DOLAR
44,16% 0,22
-
EURO
50,49% -0,78
-
GRAM ALTIN
7134,90% -0,98
-
Ç. ALTIN
11685,77% -0,65
Yargılayan Dil, Yaralı Benlik
Yargılayan Dil, Yaralı Benlik: Çocuğa Söylenen Söz Kader Olur mu?
Bir toplumun ruh sağlığı, en çok çocuklarla kurduğu dilde saklıdır.
Çünkü çocuk, kendisini tanımaya başladığında henüz aynaya bakmaz; kendisine yönelen seslere bakar. Bu sesler yalnızca birer uyarı değil, zamanla içselleştirilen anlam haritalarıdır.
Kanadalı hekim ve travma kuramcısı Gabor Maté, çocuklukta yaşanan en derin kırılmaların çoğu zaman “olaylardan” değil, ilişkisel bağın koşulluluğundan kaynaklandığını vurgular.
Çocuk için mesele yanlış yapmak değil; yanlış yaptığında sevgiyle olan bağın tehdit altına girmesidir. Bu tehdit, fiziksel bir cezadan çok daha kalıcı izler bırakır.
Bu noktada sosyoloji bize kritik bir gerçeği hatırlatır: Benlik, içsel bir özden çok, toplumsal bir inşa sürecidir.
Amerikalı sosyolog Charles Horton Cooley, Ayna Benlik kavramıyla bireyin kendisini, başkalarının ona yönelttiği anlamlar üzerinden kurduğunu ifade eder.
Çocuk için bu “ayna”, toplumsal dünyanın değil; önce ailenin aynasıdır. Yargılayıcı bir dil, çocuğa kendisini eksik, kusurlu ya da koşullu kabul edilen biri olarak gösterir. Çocuk bu görüntüyü sorgulamaz; gerçeklik olarak benimser.
George Herbert Mead ise benliğin, toplumsal etkileşim yoluyla şekillendiğini savunur.
Çocuk, zamanla “başkalarının gözünden kendini görmeyi” öğrenir. Ebeveynin tonu, vurgusu ve yargısı; çocuğun iç dünyasında kalıcı bir iç ses hâline gelir. Artık dışarıdan bir otoriteye gerek kalmaz; çocuk, kendi kendini denetleyen ve yargılayan bir benlik geliştirir.
Bu süreci daha derinlemesine anlamak için Pierre Bourdieu’nün dil ve iktidar analizine bakmak gerekir. Bourdieu, dili bir sembolik güç alanı olarak tanımlar.
Aile içinde kullanılan dil, çocuğun dünyaya dair algısını biçimlendiren bir habitus yaratır. Bu habitus, çocuğa yalnızca “nasıl davranması gerektiğini” değil; “kim olmaya layık olduğunu” da öğretir.
Yargılayan ebeveyn dili, çocuğun zihninde sessiz ama güçlü bir mesaj bırakır:
Değer, koşulludur. Kabul, performansa bağlıdır. Sevgi, hak edilen bir şeydir.
Gabor Maté’ye göre tam da bu noktada çocuk, öz benliğiyle bağını zedelemeye başlar. Ya kendisini bastırarak uyum sağlar ya da sürekli kendini suçlayan bir iç yapı geliştirir. Her iki durumda da çocuk, olduğu hâliyle temasını kaybeder.
Oysa yargıdan arındırılmış bir ebeveyn dili, davranış ile benliği ayırabilen bir psikolojik alan açar. Bu alan, çocuğa şunu öğretir: Hata yapmak bağın sonu değildir. Değer, koşulsuzdur.
Bugün “özgüveni düşük”, “kendini değersiz hisseden” ya da “sürekli onay arayan” bireyleri konuşuyoruz.
Ancak bu tabloyu yalnızca bireysel zayıflıklar üzerinden okumak, asıl sorunu görünmez kılar. Sorunun kökleri, çocuklukta maruz kalınan dilsel iklimde saklıdır.
Çünkü çocuk, kendisini en çok duyduğu kelimelerden inşa eder.
Ve bazen bir toplum, farkında olmadan çocuklarına kaderini fısıldar.
Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN
Tükenmiş Kadın Sendromu
İyilik Devrimi İzmir'de Başladı
İZMİR SANCAKKALE
Aşk ve Hayatta Kalma Sanatı
EGAL’den Geleceğe Mesaj:
Neden Leylek
"Kazan–Kazan” mı Dediniz?
İYİLİK İYİDİR
Bu Şehitlik Kimin? Bu Şehitler Kimin?”
AKSAÇLILAR GENEL BAŞKANI AHMET BEREKET:
Coğrafyamız Ateş Çemberinde
Madem her şey güllük gülistanlık bu para nerede?
Zalimin Karşısında, Mazlumun Yanında
Görünmek mi, Var Olmak mı?
İyi parti Çankaya ilçe başkanlığı Ne Yapıyor
Türkiye Gençlik Birliği (TGB)
İran -İsrail -ABD Krizi
Bir Kadın Bin Hayal”
Genç Kemankeşler ile Yazarlar İftarda Buluştu
Türkiye’nin İkinci Yüzyılında Yeni Bir Arayış
KAMUOYUNA ÇAĞRI
Alışkanlık mı, Takıntı mı?
ABD Kendi Sonunu Hazırladı
Yaşanan olay toplum vicdanını derinden yaraladı"
DEPREM HAFTASI ETKİNLİĞİ PROVASI ALKIŞ TOPLADI
Abdullah Ağar’ı Sessize Almak
“Çukurova’nın göbeğine neden havalimanı yapıldı?”
Mahalle Nereye Kayboldu?
Peki Ya Can Güvenliği?
Oyuncağa Sarılan Maymun
Yükleniyor




