Sokaklarda mahyalar yanıyor, fırınların önünde pide kuyrukları uzuyor,
mutfaklardan iştah kabartan kokular yükseliyor. Sofralar kuruldu, hurma
tabakları en nadide kristallerin içine dizildi, çorbalar kaynadı, pideler sıcak
sıcak bölündü. Eller semaya kalktı, dualar edildi.
Ama bir soru, bütün bu gösterişli sofraların ortasında, bütün bu huşu dolu
duaların içinde, bütün o konforlu huzur cümlelerinin arasında devasa bir kılıç
gibi dimdik duruyor:
Gazze açken Müslümanlar Ramazan’da tok olabilir mi?
İnsanlığın ve İslam aleminin vicdanı öncülüğünde bu gerçekle yüzleşmesi
zorunludur.
VİCDANIN İFLASI: RAMAZAN SADECE AÇ KALMAK DEĞİLDİR.
Ramazan, bir mide terbiyesi ya da sadece belirli saatler arasında fiziksel bir aç
kalma provası değildir. Eğer böyle anlıyorsak, biz İslam dinini hiç anlamamışız
demektir. Ramazan, vicdanın dirilmesidir. Ramazan, "öteki"nin acısını kendi
iliğinde hissetme mektebidir.
Eğer bir coğrafyada, Gazze’de, çocuklar sahura kalkamıyorsa –çünkü yiyecek
bir lokma ekmekleri yoksa– bizim sahurdaki kuş sütü eksik sofralarımız helal
midir? Eğer bir yerde anneler, iftar saati geldiğinde çocuklarının önüne yemek
yerine sadece kirli bir bardak su koyup "sabret yavrum" diyerek hıçkırıklarını
içine gömüyorsa, bizim iftar sofralarındaki israfımız haram değil midir?
Gazze’de babalar, bir torba un alabilmek için yardım kuyruklarında katil İsrail’in
keskin nişancıları tarafından vurulma pahasına beklerken; biz burada "Hangi
restoranda iftar yapsak?" diye menü seçiyorsak, bizim Müslümanlığımız
sadece bir etiketten ibaret kalmıştır. Ramazan, "Ben aç kaldım" demek için
değil; "Dünyada kim aç, ben bu zulmün neresindeyim?" diyebilmek içindir.
KATİL NETANYAHU VE SOYKIRIMIN ADI: MODERN ENGİZİSYON
Gelelim bu trajedinin asıl mimarına. Gazze’de yaşananlar bir doğal afet değil.
Bir deprem, bir sel, bir kuraklık değil. Gazze’de açlık, modern dünyanın gözleri
önünde, terörist bir aklın ürünü olan sistematik bir imha planıdır.
Bu soykırımın başaktörü, elleri on binlerce çocuğun kanına bulanmış olan
terörist Netanyahu’dur. Bu adam, sadece bir siyasetçi değil; 21. yüzyılın
Hitler’i, modern zamanların en aşağılık savaş suçlusudur. Netanyahu denen
karanlık şahsiyet, güvenliği bahane ederek bir halkı toplu mezara gömmeye
yemin etmiş soykırımcı bir canidir. Onun emriyle atılan bombalar sadece
binaları değil, insanlığın tüm değerlerini yerle bir etmektedir.
Netanyahu ve onun kana susamış kabinesi, gıdayı bir silah olarak kullanıyor.
Bebeklerin mamasını, yaşlıların ilacını, yaralıların suyunu kesmek; savaş değil,
alçaklıktır. Bu bir "savunma" değil, bu bir "terör" operasyonudur. Siyonist
rejimin bu canice kuşatması, sadece Filistinliler’i değil, yeryüzündeki tüm
vicdan sahiplerini hedef almaktadır.
Buradan haykırıyoruz: Netanyahu, tarihin en karanlık sayfalarında bir "bebek
katili" olarak anılacaksın ve döktüğün o masumların kanlarında mutlaka
boğulacaksın!
BEYAZ SARAY’IN KANLI İMZASI VE BATI’NIN İHANETİ
Bu katliamda suç ortağı sadece İsrail değildir. Gazze’deki her bir çocuk
ölümünde, Washington’ın, Beyaz Saray’ın da kanlı imzası vardır. Amerika
Birleşik Devletleri, demokrasi ve insan hakları masalları anlatırken, öte yandan
Netanyahu’nun eline o bombaları tutuşturan, o katliamlara diplomatik kalkan
olan asıl güçtür.
ABD’nin verdiği askeri destek, attığı veto oyları ve "sınırsız destek"
açıklamaları, Gazze’deki toplu mezarların kazılmasına yardım etmektedir. Batı
medeniyeti denilen o makyajlı yüz ise Gazze söz konusu olduğunda tüm
maskelerini düşürmüştür. Ukrayna’da "insan hakları" diye bağıranlar, Gazze’de
çocuklar açlıktan ölürken "İsrail’in kendini savunma hakkı"ndan bahsediyorlar.
Bu ikiyüzlülük, bu çifte standart, insanlık tarihinin gördüğü en büyük ahlaki
çöküştür.
ÜMMETİN SESSİZLİĞİ: SEYİRCİ KALMAK ZULME ORTAK OLMAKTIR
Peki ya biz? İki milyarlık İslam alemi nerede? Ramazan boyunca en çok
"ümmet" kelimesini kullanıyoruz. Peki, nedir ümmet olmak? Sadece aynı yöne
dönüp namaz kılmak mı? Sadece aynı takvimde oruç tutmak mı?
Eğer Gazze’de bir annenin feryadı bizim saraylarımızın duvarlarını yıkmıyorsa,
eğer o çocukların açlıktan şişmiş karınları bizim uykularımızı kaçırmıyorsa, biz
ümmet değiliz. Biz sadece birer seyirciyiz. Unutmayalım ki; zulmü seyretmek,
o zulmü işlemekle eşdeğerdir.
Müslüman ülkelerin liderleri, stratejik dengeler ve koltuk sevdaları uğruna bu
sessizliğe büründükçe, tarih onları da affetmeyecektir. Gazze’deki çocukların
ahı, sadece İsrail’i değil, onlara el uzatmayan, sadece kınama mesajlarıyla
vakit geçiren her bir yöneticiyi de yakacaktır.
TOKLUĞUN VEBALİ VE GERÇEK İMTİHAN
Şu an bu yazıyı okurken belki iftar saati yaklaşıyor, belki sahur yapıyorsunuz.
Bir an durun. Elinizdeki ekmeğe, önünüzdeki suya bakın ve sadece şunu
düşünün: Gazze’de insanlar hayvan yeminden ekmek yapmaya çalışıyor.
İnsanlar ot yiyerek hayatta kalmaya çalışıyor.
Tok olmak bir suç değildir ama tokken susmak, o tokluğun vebali altında
ezilmektir. Ramazan’ın gerçek imtihanı, ne kadar uzun süre aç kaldığınız değil,
başkasının açlığı karşısında ne kadar "insan" kaldığınızdır.
Netanyahu ve onun arkasındaki emperyalist güçler, Gazze’yi haritadan
silmeye çalışabilir. Ama onlar bir şeyi unutuyorlar: İnanç, bombadan daha
güçlüdür; vicdan, kuşatmadan daha geniştir. Bizler, bu Ramazan’da sadece
midemizi değil, sesimizi de terbiye etmeliyiz. Adalet talebini, özgür Filistin
çığlığını en gür sesle haykırmalıyız.
TARİHİN MÜREKKEBİ KURUMAYAN NOT DEFTERİ
Tarih bir gün bu günleri açık açık yazacak. Kimin çocuk katili Netanyahu’nun
yanında durduğunu, kimin o katliama silah taşıdığını, kimin korkakça
sustuğunu ve kimin onuruyla direndiğini tek tek kaydedecek.
İftar sofrasına oturmadan önce kalbinize sorun: "Ben bu zulmün
neresindeyim?" Gazze açken, hiçbir Müslüman gerçekten tok değildir. Çünkü
vicdanı aç olan bir toplum, dünyanın en zengin sofrasına da otursa yoksuldur,
sefildir, bitiktir.
Zulmün sonu yakındır. Netanyahu ve yandaşları döktükleri kanda elbet
boğulacaktır. Ama bizim imtihanımız, o güne kadar ne yaptığımızla ilgilidir. Ya
ses vereceğiz ya da bu vebalin altında ebediyen ezileceğiz.
Gazze’ye selam olsun! Direnişe selam olsun! Vicdanını kaybetmeyenlere
selam olsun!
KAHROLSUN SİYONİZM, YAŞASIN ÖZGÜR FİLİSTİN!
Hakan MUHTAR

