Bu mesele artık çok kişisel. Çünkü karaktersizlik önce insanın içinde başlar. Sessizce büyür. Kimse fark etmez. Hatta çoğu zaman bu olumsuz davranış şekli alkış bile alır.
Karaktersiz insan aynaya baktığında kötü birini görmez. Kendince haklıdır. Mantıklıdır. “Ben sadece şartlara uyum sağlıyorum” der. Oysa yaptığı şey uyum değil, eğilip bükülmektir.
Herhangi bir sebeple eğilen bükülen insan, bir süre sonra tekrar doğrulamaz.
KARAKTERSİZ İNSANIN ÖZELLİKLERİ
Karaktersiz insan yüksek sesle kavga etmez. O daha tehlikelidir.
Yüzüne güler. Arkandan konuşur.
Yanındayken seni över. Güçlü birini görünce seni yok sayar.
Söz verir ama şartlara bakar. Eğer işine gelmiyorsa verdiği söz buhar olur.
Dün savunduğunu bugün inkâr eder. Ama bunu utanarak değil, ustalıkla yapar.
En belirgin özelliği şudur: Topilcidir. Gücün yanındadır. Kalabalığın hemen arkasındadır. Rüzgârın yönüne göre saf değiştirir. Rüzgâr gülü gibi.
Bir ortamda herkes A diyorsa A der. Ertesi gün herkes B diyorsa B’nin en hararetli savunucusu o olur. Ona göre fikir değil, aldığı pozisyon önemlidir.
Risk almaz. Bedel ödemez. Sorumluluk taşımaz.
Haksızlığı fark eder, görür ama sessiz kalır. Çünkü konuşursa kaybedebilir.
Dostu zor durumdaysa uzaklaşır. Çünkü yanında durursa zarar görebilir.
Yanlış yaptığında özür dilemez. Çünkü özür dileyebilmek karakter ister.
Karaktersiz insan için dürüstlük bir erdem değil, lükstür.
Sadakat aptallıktır.
Vefa gereksiz bir duygusallıktır.
Onun dünyasında tek gerçek vardır: Çıkarları.
Çıkarın olduğu yerde ise omurga barınmaz.
OMURGA NEDİR, NEDEN YÜK OLUR?
Omurgalı olmak kolay değildir. Çünkü omurgalı insan “hayır” diyebilir.
Karaktersiz insan ise “hayır” kelimesini kullanamaz. O kapıları açık bırakır. Herkese mavi boncuk dağıtır.
Omurgalı insan kaybetmeyi göze alır.
Karaktersiz insan kazanmadan yaşayamaz. Kazanmak onun için vazgeçilmezdir.
Bu yüzden karaktersiz insan ilk başta başarılı gibi görünür. Herkesle arası iyidir. Kimseyle köprü yakmaz. Hep ortadadır. Hep güvenli alandadır.
Ama ortada duran insanın bir tarafı yoktur.
Tarafı olmayanın da karakteri olamaz.
BİR KARAKTERSİZİN HİKÂYESİ
Murat gençken idealistti. Üniversitede haksızlığa karşı konuşur, adaletten bahsederdi. Arkadaş ortamında “Ben asla eğilmem” derdi. Büyük laflar ederdi.
Sonra iş hayatına atıldı.
İlk sınavı küçük bir yerde oldu. Patron haksızdı. Bir çalışanı suçsuz yere işten çıkardı. Murat gerçeği biliyordu. İçinden “Bu yanlış” dedi.
Ama sustu.
“Şimdi konuşursam sıra bana gelir” diye düşündü.
O gün küçük bir şey kaybetti: Kendini.
Sonra terfi dönemi geldi. Yönetim, haksız kararlara alkış tutanları ödüllendirdi. Murat da alkışladı. Hatta en önde alkışladı. Çünkü fark etti ki sistem böyle işliyordu.
Bir süre sonra o da yönetici oldu.
Dün eleştirdiği davranışları yapmaya başladı. Çalışanlara yukarıdan baktı. Haksız bir kararı imzalarken eli titremedi artık. Çünkü alışmıştı.
Eski arkadaşlarıyla konuşurken hâlâ adaletten bahsediyordu. Ama ofiste adaleti uygulamıyordu.
Bir gün üniversiteden eski bir dostu ona şunu söyledi:
“Sen böyle değildin.”
Murat güldü. “Hayat öğretiyor” dedi.
Oysa hayat öğretmemişti. O vazgeçmişti.
Yıllar geçti. Murat çok para kazandı. Makam kazandı. Çevresi kalabalıktı. Ama bir gün iş yerinde ciddi bir kriz çıktı. Yönetim değişti. Dün yanında olduğu insanlar, onu gözden ilk çıkaranlar oldu.
Telefonları sustu. Davetler kesildi.
Bir akşam evde tek başına otururken geçmişini düşündü. O ilk sustuğu günü hatırladı. Patronunun haksızlık yaptığı günü. O an konuşsaydı belki işini kaybedecekti.
Ama kendini kaybetmeyecekti.
Şimdi ise işi de yoktu. Kendine güveni de.
Çünkü karaktersiz insanın en büyük trajedisidir: Herkese göre şekil değiştirirken gerçek kimliğini kaybetmesi.
Bir gün aynaya baktığında artık hiç tanımadığı biriyle karşılaşır, yüzleşir.
KARAKTERSİZLİK NASIL BAŞLAR?
Bir anda başlamaz.
Küçük tavizlerle başlar.
“Şimdi ses çıkarmayayım.”
“Bu seferlik böyle olsun.”
“İdare edelim.”
“Zamanı değil.”
Her cümle, küçük bir eğilmedir.
İnsan her eğildiğinde biraz daha eğilmeye alışır.
Sonra bir bakarsın ki doğrulmak zor gelmeye başlamış.
Karaktersizlik büyük ihanetlerle değil, küçük suskunluklarla büyür.
KENDİYLE YÜZLEŞME CESARETİ
Karaktersiz insanın en büyük korkusu yalnız kalmaktır. Bu yüzden kalabalığa sığınır. Ama kalabalık dağıldığında geriye sadece vicdanı kalır.
Vicdan ise susturulamaz.
İnsan herkesi kandırabilir. Ama geceleri kendi iç sesini susturamaz. O ses sorar:
“Gerçekten bu musun?”
İşte o an ağırdır.
Çünkü cevap çoğu zaman:
“Hayır. Ama böyle olmak işime geldi.”
Karaktersizlik çoğu zaman safi kötülük değildir. Cesaretsizliktir.
Kötü olmaktan çok, korkak olmaktır.
GERÇEK GÜÇ
Gerçek güç, makam değildir. Para değildir. Çevre değildir.
Gerçek güç, kaybetmeyi göze alabilmektir.
Bir imza atarken “Bu yanlış” diyebilmek…
Bir ortamda herkes susarken konuşabilmek…
Bir dost düşerken yanında kalabilmek…
Omurga budur.
Omurga, ilk bakışta görünmez. Ama hissedilir.
Karaktersiz insan her ortamda vardır. Belki iş yerinde. Belki arkadaş grubunda. Belki aile içinde. Belki de… Aynada. Tam karşınızda.
Çünkü en zor kabul edilen gerçek: İnsan başkasının karaktersizliğini kolay görür. Kendi tavizlerini görmez.
Bu yazı bir suçlama değil. Bir hatırlatma.
Herkes hayatında en az bir kez eğilmek ister. Güvende kalmak ister. Risk almamak ister.
Ama her tercih yeni bir kimlik inşa eder.
Ya omurgalı olacağız…
Ya da adımızın önüne kocaman bir sıfat eklenecek: Karaktersiz.
Hakan MUHTAR

