Bekleyen önemli bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:
Su, sınırsız bir kaynak değildir.
On gün öncesine kadar sabah kalktığımızda “Acaba su akacak mı?” diye bir endişe
yaşamazken, bugün uyanır uyanmaz muslukları kontrol eder hâle gelmemiz ne kadar da garip,
değil mi?
Günlük hayatın akışı içinde çoğu zaman fark etmeden tükettiğimiz su, bugün stratejik bir
değer; yarın ise hayati bir kriz başlığı olarak karşımıza çıkmaktadır.
“Suyun Sesini Duydum” adlı kitabımda özellikle vurguladığım gibi, su yalnızca musluktan
akan bir içecek değil; sağlığın, tarımın, üretimin, sosyal huzurun ve hatta medeniyetlerin
devamlılığının temel unsurudur.
Bugün Yozgat’ta yaşanan problem, geçici bir arıza ya da mevsimsel bir durum olarak
görülmemeli; iklim değişikliği, artan nüfus, yeraltı sularının kontrolsüz kullanımı ve bilinçsiz
tüketimin ortak sonucu olarak değerlendirilmelidir.
Elbette bu noktada belediyelere, Devlet Su İşleri’ne (DSİ) ve ilgili kurumlara büyük görevler
düşüyor. Altyapının yenilenmesi, su kayıplarının azaltılması, baraj ve yeraltı kaynaklarının
etkin yönetimi, alternatif su çözümlerinin devreye alınması ve uzun vadeli politikaların
oluşturulması kamunun asli sorumluluğudur.
Ancak bütün bu yapısal önlemler, bireysel bilinç ve toplumsal duyarlılık olmadan tek başına
yeterli olmayacaktır.
Ben bugünkü yazımda, hiçbir mazeretin arkasına sığınmadan, tamamen kendimizi ve bireysel
sorumluluklarımızı merkeze alan bir köşe yazısı kaleme alıyorum.
Peki biz bireyler olarak ne yapıyoruz? Daha da önemlisi, ne yapmalıyız?
Su krizleri yalnızca kurumların değil, toplumun tamamının ortak sorunudur. Her bireyin
günlük hayatta yapacağı küçük tasarruflar, toplamda büyük bir fark oluşturur.
Musluğu açık bırakmamak
Diş fırçalarken ya da tıraş olurken suyu kapatmak
Duş sürelerini kısaltmak
Çamaşır ve bulaşık makinelerini tam dolu çalıştırmak
Bahçe sulamalarında doğru saatleri seçmek
Yağmur suyunu değerlendirmek
Araç yıkarken hortum yerine kova kullanmak
Bunlar basit ama etkili adımlardır.
Ayrıca suyun yalnızca miktarına değil, kalitesine de özen göstermeli; kirletici davranışlardan
uzak durmalıyız.
Unutmayalım:
Suyun israfı sadece bugünü değil, yarınımızı da etkiler.
Bugün Yozgat’ta yaşanan bu sıkıntı, yarın daha geniş alanlarda ve çok daha ağır sonuçlarla
karşımıza çıkacaktır. Tarımsal üretimde ciddi düşüşler yaşanacak, gıda fiyatları artacak, halk
sağlığı olumsuz etkilenecek ve buna bağlı olarak sosyal sorunlar kaçınılmaz hâle gelecektir.
Su sessizdir; ama ihmal edildiğinde çok güçlü bir şekilde konuşur.
Bugün Yozgat’ta duyduğumuz bu “sessiz uyarı”, hepimiz için güçlü bir farkındalık çağrısıdır.
Kurumlar elbette üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli, bilimsel ve sürdürülebilir
çözümleri gecikmeden hayata geçirmelidir.
Bizler ise bireyler olarak suyu tasarruflu kullanmayı bir tercih değil, ertelenemez bir
sorumluluk olarak görmeliyiz. Çünkü suyun sesini zamanında duymazsak, yarın susuzluğun
gürültüsüyle uyanmak zorunda kalabiliriz.
“Başkaları tasarruf etsin, bana ne” anlayışıyla hareket edip kontrolsüz şekilde su stoklamaya
başlarsak ya da evlerimizde köstebek yuvalarını andıran, gelişi güzel su depoları oluşturarak
daha büyük israfa yol açarsak, hem asıl tehlikenin başladığını hem de yarınlarımızın ciddi
biçimde tehlikeye girdiğini unutmamalıyız.
Prof. Dr. Hamdi TEMEL